Dr Muzaffer Fincancı
Samatya SSK Hastanesi İnfeksiyon
Hastalıkları Şefi
Tedavi: Boş bir çaba mı?
Kesinlikle hayır. İlk tedavi
denemelerinin başladığı 1986 dan bu yana çok
önemli gelişmeler kaydedildi. 1996 yılında
AIDS den ölüm oranında %21, 1997 de %44 lük
bir düşüş gözlendi. Bugün 20 ye yakın ilaç
AIDS tedavisinde kullanılıyor.
Tedavi ile
yaşam süresinin ve kalitesinin arttığı,
fırsatçı hastalıkların sıklığının azaldığı
kanıtlandı. Ayrıca tedavi olanlarda
hastalığı başkalarına bulaştırma riskinin
çok azaldığı gösterildi.
Tedavi: Kimlere, ne zaman?
HIV (+) olan herkes hemen tedavi olmak
zorunda değil. Tedavinin kimlere ve ne zaman
başlanacağına karar vermek için hastaya ait
bazı faktörlere bakmak gerekiyor.
Hastalığın
uzun yıllar süren bir belirtisiz dönemi,
bunun ardından da bir belirtili dönemi var.
Hastalığa ait belirtiler varsa hemen tedavi
öneriliyor.
Belirtisiz
dönemde ne zaman tedaviye başlanacağına
karar vermek daha zor. Bunun için hastanın
kanındaki virus miktarına (viral yük-HIV RNA
düzeyi) ve hastanın bağışıklık durumuna
(CD4+ T lenfosit sayısı) bakılıyor.
Hastanın
kanında virus miktarı yüksek (HIV RNA 10
000-20 000 den fazla) ve/veya bağışıklık
durumu bozulmaya başlamışsa (CD4+ T lenfosit
sayısı 500 ün altında) tedavi öneriliyor.
Böylece hastanın yaşam süresi uzuyor ve
yaşam kalitesi artıyor. Virüs miktarı yüksek
değil ve bağışıklık durumu iyi ise tedavi
tartışmalı, çünkü hastalar uzun yıllar virüs
miktarları yükselmeden ve bağışıklık
durumları bozulmadan yaşayabiliyorlar. Bu
durumda bazı doktorlar tedavi öneriyorlar,
bazıları da tedavi önermiyorlar ve hastayı
belli aralıklarla izleyip, virüs miktarı
yükselirse veya bağışıklık durumunda bozulma
görülürse o zaman tedavi vermeyi tercih
ediyorlar.
Ama ne
olursa olsun hasta ile doktorun işbirliği
şart. Her durumda tedavi kararı hasta ile
doktorun birlikte verecekleri bir karar ve
son sözü de doktor tarafından iyice
aydınlatılmış hasta söylemeli.
Belirtisiz hastalarda tedavi kararı neden bu
kadar zor?
Tedavinin yararı çok fazla ama
dikensiz gül olduğu da söylenemez.
Her şeyden
önce, tedaviye bir kere başlandığı zaman
yaşam boyu devam etmek gerek. Bırakılırsa ya
da ara verilirse hastanın durumu kısa sürede
eskisine dönüyor.
Ayrıca
tedavide çok sayıda ilaç kullanılıyor. Bu
ilaçları belirli saatlerde ve belirli
koşullarda düzenli almak gerekiyor.
İlaçların
yan etkileri de var. İlaçların kullanım
süresi uzadıkça yan etkilerin görülme
sıklığı da artıyor. Ayrıca ilaçların
kullanımı sırasında bunlara direnç gelişme
olasılığı var. Bu nedenle ilaçların yan
etkilerinin ve etkinliklerinin dikkatle
izlenmesi, yan etkisi fazla veya etkinliğini
kaybetmiş ilaçların değiştirilmesi gerekli.
Bütün
bunlardan başka ilaçlar çok pahalı ve aylık
maliyeyi bir milyar TL nin üzerinde.
Sonuç
olarak tedavi biraz karmaşık ve iyi bir
tedavi için hasta ile doktorun çok iyi
diyalog içinde olmaları gerekiyor.
Fırsatçı hastalıkların tedavisi:
HIV/AIDS tedavisi yalnızca virüse
karşı tedaviden ibaret değil. Hastalığın
seyri sırasında bazen fırsatçı hastalıklar
ortaya çıkabilir. Bağışıklığı bozulmuş
hastalarda bu hastalıkların ortaya çıkmasını
önlemek için bazı önlemler alınıyor ve
ilaçlar kullanılıyor. Fırsatçı hastalıklar,
zamanında farkına varılırsa, genellikle
tedavi edilebiliyor ve atlatılabiliyor.
Virüse karşı ilaçların doğru ve zamanında
kullanılması ile de fırsatçı hastalıkların
görülme sıklığı azalıyor.
Türkiye de tedavi açısından durum ne?
HIV/AIDS ilaçlarının büyük
çoğunluğu Türkiye de bulunuyor. Türkiye de
bulunan ilaçların sayısı ve cinsi en etkili
tedavi kombinasyonlarını uygulamak için
yeterli.Yurtdışından ilaç getirtmeye
şimdilik gerek yok.
İlaçlar çok
pahalı olmasına rağmen sosyal güvenlik
şemsiyesi altında olan kişiler (Emekli
Sandığı, SSK, Bağ-Kur) bunları parasız ya da
çok düşük ücretlerle elde edebiliyorlar.
Sosyal güvencesi olmayanlar da heyet raporu
ile Sosyal Yardımlaşma Fonları ndan ilaçlara
ulaşabiliyor.
Türkiye de
HIV/AIDS li hastalara tedavi hizmeti veren
merkezlerin sayısı giderek artıyor.
Özellikle büyük şehirlerde olmak üzere
Enfeksiyon Hastalıkları veya Enfeksiyon
Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği
bulunan tıp fakülteleri, devlet hastaneleri
ve SSK hastanelerinin çoğunda bugün tedavi
olmak mümkün.
Tedavi için
mutlaka hastaneye yatmak gerekmiyor. İlaçlar
ağız yolu ile alınıyor ve belirtisiz
hastalar ilaçlarını ayaktan
kullanabiliyorlar, belirli aralıklarla
kontrollere gidiyorlar. Ancak hastanın
yatmasını gerektiren bir fırsatçı hastalık
varsa hasta hastaneye yatırılıyor ve
iyileşince taburcu ediliyor.
HIV(+)
hasta için öneriler:
Belirtisiz dönemde bile hastalık
gizlice ilerleyebileceği ve tedavi
gerektirebileceği için, HIV(+) hastanın bir
an önce çevresinde bulunan bir sağlık
kuruluşuna başvurarak hastalığının durumu
hakkında bilgi almasında büyük yarar var.
İhbarı
zorunlu bir hastalık olmasına rağmen,
ihbarlar isim belirtilmeden kod sistemi ile
yapıldığı için, hastanın HIV(+) olduğunu
kendisi ve doktoru dışında istemediği
taktirde kimse bilmeyecektir. Aksi
davranışlar Tıp Etiği ne aykırıdır.
Tedavi
uygulansın ya da uygulanması hastalığın
seyrinin yaşam boyu belli aralıklarla
izlenmesi çok yararlı. Çünkü, kanda virüs
miktarı düşük, bağışıklık sistemi iyi olduğu
için başlangıçta tedavi almayan bir hastanın
birkaç yıl sonra virüs miktarı yükselir ya
da bağışıklık sisteminde bozulma belirtileri
başlarsa tedavi uygulanması gerekebilir.
Bunu
başarmak da hasta ile doktorun sıkı bir
diyalog ve işbirliği içinde olmalarına
bağlı. Bu nedenle, her hastanın belli bir
merkez ya da doktor tarafından izlenmesi,
gerekli kayıt ve dosyaların tutulması
yararlı olur. Bu açıdan, sağlık hizmeti
veren merkezin aynı şehirde ve hastanın
kolay ulaşabileceği bir yerde olması tercih
edilir. |