|
Prof. Dr. Selim Badur
Günümüzde, HIV
infeksiyonlarının tanısında, kısaca "serolik
yöntemler" olarak tanımlanan laboratuvar
tekniklerinden yararlanılır. Tüm dünyada,
tarama ve tanı amacıyla başvurulan ilk
uygulama, HIV ile infekte olan bireyler de
bir süre sonra ortaya çıkan ve etken virusa
karşı oluşan spesifik ANTİ-HIV
antikorlarının ELISA tekniği ile
gösterilmesidir. Organizmanın, vücuda giren
yabancı etkene karşı oluşturduğu Anti-HIV
antikorlarını sentezlemesi için bir süre
gereklidir; işte bu nedenle şüpheli bir
temastan hemen sonra, bu testi yaptırmanın
anlamı yoktur; çünkü, böyle bir yola baş
vurulur ise, aranan antikorlar henüz
oluşmadığından, virus ile temas edilmiş olsa
bile, test sonucu "yalancı negatif" olarak
belirlenecektir. HIV virusu ile infekte
olduğunu düşünerek test yaptırmak isteyen
kişilere, temastan 3 ay sonra test
yaptırması önerilir. Bu süre antikorların
sentezlenmiş olacağı yeterli süredir. Zaman
içinde duyarlıkları artmış olan serolojik
testler ile, temastan ortalama dört hafta
sonra, Anti-HIV antikorlarını saptamak
olasıdır. "Serolojik pencere dönemi"
şeklinde isimlendirilen bu dört haftalık
dönem sonunda eğer ELISA testi "pozitif"
bulunur ise, bu durum kişinin virus ile
temas ettiğinin göstergesidir; ancak
gelişmeler sonucu duyarlıklarının yanı sıra,
özgüllükleri de optimal düzeye yaklaşmış
olan ELISA testlerinde, herşeye rağmen
çeşitli nedenlere bağlı olarak "yalancı
pozitif" sonuç alınması söz konusudur. Bu
nedenle iki kez yinelenen ve ELISA ile
pozitif bulunan kan örneklerinde, "ilave
testler" ile durumun kesinleştirilmesi
gereklidir. Bu amaçla en sık başvurulan test
"Western Blot" doğrulama tekniğidir; yeterli
özgüllüğe sahip olan bu teknik ile
pozitifliğinin doğrulanması, kişide Anti-HIV
antikorları bulunduğunun kesin kanıtıdır.
HIV tanısı
amacıyla, Anti-HIV antikorlarının "hızlı
testler" şeklinde tanımlanan yöntemlerle de
araştırılması olasıdır. Ancak aynı
reaktifler kullanılsa bile, ELISA esasına
dayanan hızlı testlerde, non-spesifik
bağlanmalardan kaynaklanan yalancı
pozitifliği söz konusu olabileceği;
özellikle kalite kontrolünün ve danışmanlık
hizmetinin bulunmadığı ortamlarda
(muayenehaneler, acil servisler veya
bireylerin testi satın alarak bizzat
evlerinde kullanmaları gibi)
uygulanmalarının sakıncalı olabileceği
görüşü ağır basmaktadır.
HIV tanısı
için ELISA yönteminin yaygın olarak
kullanımının yanı sıra, bazı durumlarda HIV-antijeni
veya HIV nükleik asitinin araştırılması
gereklidir. Virusun yapısal bölümlerinden
biri olan p24 antijenini, yine ELISA tekniği
ile kanda aramak olasıdır. Ancak, henüz
antikorlar oluşmadan önce, temastan iki
hafta sonrasından başlayarak dolaşımda p24
antijenine kuramsal olarak rastlamak mümkün
ise de, yönteme bağlı duyarlık sorunları
nedeniyle, antijen aranması erken tanı için
uygun değildir. Buna karşılık, günümüzde
hergün daha başarılı biçimde sürdürülen
tedavi protokollerinin izlenmesinde, antijen
testinden yararlanılabilir. Benzer şekilde
"erken tanı" amacıyla, temastan sonra
ortalama 10-12 gün sonunda HIV-RNA sını
moleküler biyoloji teknikleri ile (RT-PCR,b.DNA,NASBA...)
göstermek olasıdır. Ayrıca Nükleik asit (HIV-RNA)
araştırmalarını kantitatif olarak
gerçekleştirmek, ve kısaca "viral yük"
olarak tanımlanan virus miktar tayinini
saptamak da mümkündür; bu uygulama,
özellikle tedaviye seçilecek kişilerin
belirlenmesinde, ve tedavinin etkinliğini
araştırmada başvurulan önemli bir yöntemdir.
Ayrıca kullanılan antiretrovirallerle direnç
gelişiminin izlenmesinde; infekte anneden
bebeğe bulaşma riskinin ön görülmesinde; ve
nihayet HIV infeksiyonlarından AIDS e geçiş
döneminin belirlenmesinde moleküler biyoloji
yöntemlerinden yararlanılır.
Sonuç
olarak; HIV infeksiyonlarının laboratuvar
tanısı için, standart referans yöntemin
ELISA ile Anti-HIV antikorlarının
araştırması olduğunu; her ELISA pozitifliğin
WB ile doğrulanması gerektiğini; ancak her
iki yöntemin de olumlu ve olumsuz
özelliklerinin bulunduğunu ve nihayet
göstergelerin evrim şeması gözardı
edilmeksizin, belirli bir dönemde alınacak
örneklerle en uygun testin kullanılması
gereğini belirtmek gerekir. Ülkemizde de bir
süreden beri, belli referans
laboratuvarlarında kullanılan "viral yük"
tayini ise özellikle antiviral tedavinin
etkinliğinin belirlenmesinde gerekli ve
yararlı bir testir.
|